Sürpriz
Beni tanıyanlar hayatımın ne kadar tekdüze olduğunu bilir. Öyle ki bazen bu tekdüzelikten küçük oyunlarla kurtulmaya çalışıyorum. Kimseye haber vermeden kalkıp eve gelmek gibi. Geçen sene öyle yapacaktım. Ama annem arayıp "Oğlum ben Ankara’dayım" deyince eve gidemedim ve hevesim de kursağımda kalmıştı doğrusu. Neyse ki bir fırsat daha geçti elime ve kimseye haber vermeden çıkıp çıktım yola.
Sekiz saat civarında bir yolculuğu içimde farklı bir şey yapmanın heyecanıyla ve elimde Hawking’in yaşamını ve kuramını anlatan kitapla, bazen de yanımdaki abinin makine mühendisliğini övmesini dinleyerek geçirdim. Osmaniye’ye gelince otogarın yerinin ve niteliğinin değiştiğini fark edip sevindim. Eve nasıl gideceğim falan filan derken eski komşumuza rastlayınca yine adetim olmayarak gidip selam verdim. Beni tanıması uzun zaman alsa da konuşmamızın sonunda beni arabasıyla eve yakın bir yere bıraktı. Yakın dediğim de Osmaniye’li olanlar belki bilir, Bölge Trafik bilmem neyinin ordan Çardak köyünün girişine kadar… Yoruldum mu? Hayır. Üç adımlık yol zaten. Vakit sıkıntısını yol üstündeki camiye girerek ortadan kaldırdım. Hiç acele etmedim. İçimdeki farklı bir şey yapma duygusunun tadını çıkardım. Takunyaları takırdata takırdata hiç kimsenin olmadığı camiye girdim. Çıkıp tekrar eve doğru yürümeye başladım. Bir yandan evde olmamaları ihtimali beni korkutsa da arayıp olayın heyecanını kaçırmak istemedim ve devam ettim.
Yolda birkaç kere o anda ölme ihtimalimi düşündüm. Böyle şeyler aklıma nereden gelir anlamam. Neyse hayatıma ne kadar az değer verdiğimi üzücü bir şekilde anladım. Eski yaşama hevesimi kayıp mı etmiştim? Hani bilim adamı olacaktım. Güzel bir hayat yaşayacaktım. Araştırma başında yaşlanacaktım. Bunları yapmadan ölme fikri beni önceden çok korkuturdu. Ne değişti? Şaşırdım.
Eve geldiğimde Buğrahan’ın kapıyı açtıktan sonraki tepkisi görülmeye değer: "Hıı?!! Bu ne lan? Nasıl yani ya? (yüzüme yaklaşıp eliyle yokluyor) Şaka mısın sen çocuk?" Daha sonra evin diğer sakinlerini ve gelen misafirleri de sırayla şaşırtıp dinlenmeye koyuluyorum. O kadar da mutluyum ki her şeyle dalga geçiyorum. Tartışmaları gülerek geçiştiriyorum. Keyfime bakıyorum.
Ocak 18, 2011 11:13 pm
keyifli yazı